Türkiyenin Yer altı suları, yeraltı enerji kaynakları

YERALTI KAYNAKLARIMIZ

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli yeraltı kaynakları şu şekilde sıralanabilir: Yeraltı suları, petrol, kömür, doğalgaz ve çeşitli madenler.

1)Yer Kabuğunun Tabakalı Yapısı:

toprak,çeşitli kayaların aşınmasından oluşan, içinde çürümüş bitki ve hayvan kalıntılarını bulunduran bir karışımdır. Toprak kayaların aşınarak küçük taneciklere parçalanmasıyla oluşur.

Toprağın oluşmasını birçok faktör etkiler.Bunlarınbaşlıcalar, bölgedeki asıl kayanın türü, bölgede yaşayan organizma türleri,zaman ve iklimdir. Sıcak ve nemli iklimlerde kayalar hızlı aşındığından,toprak çabuk oluşur.

toprak katları, kesitleri

2) Yeraltı Suları ve Yeraltı Oluşumları

Yeraltı Suları:
Tüm denizlerin sularını göz önüne alırsanız,Dünyada herkes için bol su olduğunu düşünebiliriz. Oysa dünyada iki tane temel içme suyu kaynağı vardır. bunlardan biri, yüzeyinde, suyu tatlı olan göllerle nehirler, diğeri ise toprak altında depo edilmiş yeraltı sularıdır.

a)Artezyenler:

Bazen su içeren geçirgen kaya katmanı,geçirgen olmayan çanak biçimli iki katman arasında bulunabilir.Eğer su yanlarda yeterli yüksekliğe ulaşırsa,geçirgen olmayan tabaka delindiğinde,basınçlı su delinen yerden fışkırır.Bu tür kuyulara artezyen kuyu denir

Artezyen kuyusunun açıldığı yer su seviyesinin altında ise,kuyu açıldığındayeraltı suyu bileşik kaplar prensibine göre kendiliğininde fışkırır.

Kaynak Suları:Bazen yeraltı suyu kendiğilinden yer yüzüne çıkar Böyle sulara kaynak sular denir.Kaynaklar, genellikle doymuş kuşağın gözeneksiz kaya tabakasıyla tepelerin kenarlarında bulunur. Bu durumda su hiç bir yere gidemez, fakat yüzeye baskı yaparak dışarı çıkar.

Artezyen kuyuları ve kaynak suları küçük yerleşim birimlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilir.

Kaynak ve kuyu sularının bulunduğu bölgelerde yerleşim alanları ve endüstri tesisleri kurmakson derece tehlikelidir.Yerleşim alanlarındanve endüstri tesislerinden çıkan atık ve kirli sular, gözenekli yapıdan geçerek kaynak ve kuyu sularına karışır. Sonuçta, toplum için önemi büyük olan kuyu ve kaynaksularıda kirlenmiş olur.

Dinlendirme: Su önce büyük havuzlara alınarak içindeki iri taneli madelerin dibe çökmesi sağlanır.

süzme: su, üst üste sıralanmış çakıl, kum, ince kum katmanlarından geçirilir. Bu yöntemle suyun bulanıklığı giderilir.

Havalandırma: dinlenen su fıskıye halinde havaya püskürtülerek veya birden akıtılarak havalandırılır.

Mikroplardanarıtma:Klorlama veya ozonlama yöntemi ile sudaki mikroplar öldürülür.Bu işlemler tamamlandıktan sonrasu depolaraalınarak yerleşim yerlerine pompalanır.

iyi Bir İçme Suyunda Aşağıdaki Özellikler Olmalıdır:
1-Renksiz,kokusuz,duru ve tadı hoş olmalıdır
2-içinde mikroplar ve başka canlı,cansız kalıntılar olmamalıdır
3-içinde vücut için yararlı madensel tuzlar yeterince olmalıdır

Yeraltı Oluşumları:
b>Sarkıt-Dikitler Ve Travertenler damla damla akan suyun biriktirdiği çeşitli minerallerden oluşan tortulkayaçlardır.Bu kayaçların mağaraların tavanlarından veya yanlarından buz saçağı gibi aşağıya doğru sarkan tiplerine sarkıt denir. Mağaranın tabanından yukarıya doğru yükselen tiplerine ise dikit adı verilir.

Sarkıt ve dikit türü bir tortullaşmanın uygun şartları şunlardır:
1-Mağaranın üzerinde,kaynakniteliğinde bir kayacın bulunması.
2-Yağmur sularının aşağıya doğru süzülmesi.
3-Suyun damla damla ve sürekli akmasına neden olacak bir geçidin bulunması.
4-Mağara içinde buharlaşmaya ve karbondioksitin kaçışına önem veren yeterli hava akımının olması.

Travertenler pamuk taşı olarak bilinir.Kalsitten oluşan, yoğun katmanlı kayaçtır. ülkemizde başlıca traverten katmenleri Denizli'nin Pamukkale yöresinde, Tokat'a bağlı turhal ilçesinde ve Giresun'a bağlıAlucra ilçesinde bulunur.

traverter, pamukkale travertenleri

Yeraltı Suları ve Kaynaklar

Yer altı Suyu (Taban Suyu)

Yağış olarak yeryüzüne düşen ya da yeryüzünde bulunan suların, yerçekimi etkisiyle yerin altına sızıp, orada birikmesiyle oluşan sulardır. Yer altı suyunun oluşabilmesi için beslenme ve depolanma koşullarının uygun olması gerekir. Yer altı suyunun beslenmesini etkileyen en önemli etmen yağışlardır. Depolama koşulları ise yüzeyin eğimine, bitki örtüsüne ve yüzeyin geçirimlik özelliğine bağlıdır.

Yer altı Sularının Bulunuş Biçimleri

Bol yağışlı ve zemini geçirimli taşlardan oluşan alanlarda yer altı suyu fazladır. Az yağış alan, eğimi fazla ve geçirimsiz zeminlerde ise, yer altı suyunun oluşumu zordur. Kum, çakıl, kumtaşı konglomera, kalker, volkanik tüfler, alüvyonlar, geçirimli zeminleri oluşturur. Bu nedenle alüvyal ovalar ve karstik yöreler yer altı suyu bakımından zengin alanlardır. Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir. Yer altı suyu oluşumunu engeller. Yeraltında biriken sular

Taban suyu

Artezyen

Karstik Yeraltı Suyu

olarak bulunur.

Taban Suyu

Altta geçirimsiz bir tabaka ile sınırlandırılan, geçirimli tabaka içindeki sulardır. Bu sular genellikle yüzeye yakındır. Marmara Bölgesi’ndeki ovalar, Ege Bölgesi’ndeki çöküntü ovaları, Muş, Erzurum ve Pasinler ovalarındaki yer altı suları bu gruba girer.

Artezyen

Bu tür sular basınçlı yeraltı sularıdır. İki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabaka içinde bulunan sulardır. Tekne biçimli ovalar ve vadi tabanlarında bu tür sular bulunmaktadır.

İç Anadolu Bölgesi artezyen suları bakımından zengindir.

Karstik Yer altı Suyu

Karstik yörelerdeki kalın kalker tabakalar arasındaki çatlak ve boşluklarda biriken yer altı sularıdır. En önemli özelliği birbirinden bağımsız taban suları oluşturmasıdır. Karstik alanların geniş yer kapladığı Akdeniz Bölgesi karstik yeraltı suları bakımından zengindir.

Kaynak

Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Türkiye’de kaynaklara pınar, eşme, bulak ve göze gibi adlar da verilir.

Kaynaklar, yer altı suyunun bulunuş biçimine, yüzeye çıktığı yere ve suların sıcaklığına göre gruplandırılabilir. Sularının sıcaklığına göre kaynaklar, soğuk ve sıcak su kaynakları olarak iki gruba ayrılır :

Soğuk Su Kaynakları

Yağış sularının yeraltında birikerek yüzeye çıkması sonucunda oluşurlar. Genellikle yüzeye yakın oldukları için dış koşullardan daha çok etkilenirler. Bu nedenle suları soğuktur. Soğuk su kaynakları yeraltında bulunuş biçimine ve yüzeye çıktığı yere göre üç gruba ayrılır :

Tabaka Kaynağı : Geçirimli tabakaların topoğrafya yüzeyi ile kesiştikleri yerden suların yüzeye çıkmasıyla oluşan kaynaklara tabaka kaynağı denir.

Vadi Kaynağı : Yeraltına sızan suların bulunduğu tabakanın bir vadi tarafından kesilmesi ile oluşan kaynaktır. Genellikle vadi yamaçlarında görülür.

Karstik Kaynak (Voklüz) : Kalın kalker tabakaları arasındaki boşlukları doldurmuş olan yer altı sularının yüzeye çıktığı kaynaktır. Bol miktarda kireç içeren bu kaynakların suları genellikle sürekli değildir. Yağışlarla beslendikleri için karstik kaynakların suları soğuktur. Toroslar üzerindeki Şekerpınarı en tanınmış karstik kaynak örneklerinden biridir.

Sıcak Su Kaynakları

Yerkabuğundaki fay hatları üzerinde bulunan kaynaklardır. Fay kaynakları da denir. Suları yerin derinliklerinden geldiği için sıcaktır ve dış koşullardan etkilenmez. Sular geçtikleri taş ve tabakalardaki çeşitli mineralleri eriterek bünyelerine aldıkları için mineral bakımından zengindir. Bu tür kaynaklara; kaplıca, ılıca, içme gibi adlar verilir. Sıcak su kaynaklarının özel bir türüne gayzer denir.

Gayzer : Volkanik yörelerde yeraltındaki sıcak suyun belirli aralıklarla fışkırması ile oluşan kaynaklardır.

UYARI : Yerin derinliklerinde bulunan suların sıcaklığı yıl içinde fazla bir değişme göstermez. Fay kaynakları volkanik ve kırıklı bölgelerde görülür.

Türkiye’de Sıcak Su Kaynaklarının Dağılışı

Türkiye kaplıca ve ılıca bakımından zengin bir ülkedir. Bursa, İnegöl, Yalova, Bolu, Haymana, Kızılcahamam, Sarıkaya, Erzurum, Sivas Balıklı Çermik, Afyon, Kütahya, Denizli çevresindeki kaplıca ve ılıcalar en ünlüleridir

su döngüsü, yeraltı suları oluşumu

Türkiye'nin yeraltı kaynakları

Yeraltı Kaynakları

Türkiye'nin yeraltı kaynakları, Enerji Hammaddeleri (kömür, bitümlü şeyl, petrol), Süstaşları, Türkiye'nin Özel Mineral ve Taşları, Metalik Madenler ve Endüstriyel Hammaddeler ve yer altı su kaynaklarıdır.

Ülkemiz çesitli yeralti kaynaklarinin olusturdugu çok zengin servetlere sahip bulunmaktadir. Bu kaynaklarin basinda; petrol, bor, toryum, altin, krom gibi madenlerimiz gelmektedir.
Yer kabuğunun ana yapısındaki ekonomik değer taşıyan mineral topluluklarına maden adı verilir. Çeşitli yer kabuğu hareketleri ve başkalaşma olayları sonucunda kayaçların yapısındaki minerallerin etkilenmesiyle cevher (filiz) adı verilen maden yatakları oluşur. Madenlerin taş ve toprakla karışık halde ilk olarak çıkarıldığı durumuna tuvönan cevher adı verilir. Kayaçların içindeki minerallerin bazıları ergitilerek ayrıştırıldığında çeşitli metalik madenler (demir, bakır, kurşun, vb.) elde edilir. Minerallerinin doğrudan maden olarak kullanıldığı metal olmayan madenler (mermer, fosfat, kükürt vb) de vardır. Bunların dışında yakılarak yararlanılabilen enerji kaynağı durumundaki madenler (kömür, petrol, vb.) yakıt maden olarak adlandırılır.
Ekonomik değeri olan mineral ve elementlere maden denir.
Türkiye’de madencilik faaliyetleri 1935 yılında kurulan MEA ve Etibank tarafından yürütülmektedir.MEA araştırma yapar, Etibank ise bulunan madeni işletir.Madenlerin oluşumu ile jeolojik devirler arasında ilişki vardır.Örneğin, volkanik olaylarla krom, kurşun, pirit, manganez, elmas gibi madenler, iklim değişmesiyle kayatuzu, jips gibi madenler ilişkilidir.
Bir madenin işletilmesi için;
- Rezervin yeterli olması, - Sermayenin yeterli olması,
- Kalifiye ve teknik elemanın bulunması. - Ulaşımın kolay olması,
- Maden rezervi içinde saf maden oranının yüksek olması gerekmektedir.
Maden rezervi: Toprak altında bulunan saf madendir.
Maden cevheri: Ekonomik değer taşıyan mineral ve elementlerdir.
Maden filizi: Toprağın altında diğer minerallerle bileşik oluşturan maden cevherine denir.
Maden tenoru: Madenin taş ve toprak içindeki yüzde olarak oranına denir.
Tuvanön cevheri: Topraktan çıkarılmış, fakat işlenmemiş madene denir.

Türkiye'deki madenlerin arayıp bulunması ve çıkarılması için 1935 yılında Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) kurulmuştur. Bu konudaki gerekli sermaye desteği ise Etibank tarafından sağlanmaktadır.
Sanayi sektörüne ham madde sağlayan madencilik sektörü bu yönüyle ülkemizin temel taşı olan sektörlerinden biridir. Çeşitlilik ve rezerv açısından oldukça zengin maden yataklarına sahip olan Türkiye, birçok madende dünyanın en büyük rezervlerine sahiptir. Dünya maden sektöründe rekabet gücümüzün yüksek olduğu en önemli madenlerimiz bor, toryum, linyit, mermer, manyezit, nadir toprak elementleri, zeolit, trona, barit, feldispat ve sodyum sülfattır.

Endüstriyel minerallerde dünya rezervlerinin yüzde 2.5’i, dünya bor mineralleri rezervlerinin yüzde 62’si, bentonit rezervlerinin yüzde 20’ si ve perlit rezervlerinin de yarısından çoğu ülkemizde yer almaktadır.

Türkiye’de petrol ve kömür dışında 4,400 maden yatağı bulunmaktadır. Bu kaynaklardan elde edilen madenler sanayi sektöründe ham madde olarak kullanılmakta, üretim fazlası ihraç edilmektedir.

Bugün, Türk madencilik sektöründe 53 farklı maden ve mineralin üretimi yapılmaktadır. Madenlerimiz; ’’endüstriyel ham maddeler’’, ’’metalik madenler’’ ve ’’endüstriyel ham maddeler’’ olarak gruplandırılır.

Türkiye’de madenciliğin yüzde 85’i kamu sektörü, yüzde 15’i özel sektör tarafından yapılmaktadır. Başlıca üreticiler Eti Holding A.Ş. Türkiye Taş Kömürü İşletmesi (TKİ), Karadeniz Bakır İşletmeleri (KBİ), Türkiye Demir Çelik İşletmesi (TDÇİ), Tekel, Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) ve özel sektördür. Üretimde; kamu sektörü mineral yakıtlar ve metalik cevher üretiminde ağırlıklı iken özel sektör endüstriyel ham madde üretiminde yoğunlaşmıştır.


Türkiye madenler bakımından zengin bir ülkedir. Ayrıca bazı madenler bakımından dünyanın önemli ülkeleri arasındadır. Türkiye'nin madenlerinin tamamı henüz belirlenmemiştir. Her yıl yeni maden yataklarının bulunması bunun kanıtıdır.

Ülkemizin madenciliğinin şu andaki üretimi, tümüyle kendi endüstri kuruluşlarımızın gereksinimine yönelik değildir. Bir kısmı ham olarak ya da yarı işlenmiş halde dışarı satılmaktadır.

Bir madenin işletilmesinin karlı olabilmesi için; "cevher oranı" Yedekleriyle birlikte belirtilen miktarı fazla olmalıdır.


Demir

Türkiye'deki ağır sanayinin ham maddesi durumunda olan demir, hemen her bölgede rezervi olan bir madendir. Ancak ülkemizdeki bu rezervlerden tenörü en yüksek olanlar işletilmektedir. Demir çıkarımının %80'ini Doğu Anadolu bölgesi içerisinde kalan Divriği sağlar. Bunların başlıcaları; Divriği ve Kangal (Sivas), Hekimhan ve Hasançelebi (Malatya), Havran (Balıkesir), Kayseri, Niğde ve Adana illerinin Orta Toroslar'daki Aladağlara yakın kesimleri, Kahramanmaraş ve Hatay'da bulunur. Bu rezervlerden çıkarılan demir cevheri Karabük, Karadeniz Ereğlisi, İskenderun, Kırıkkale, Sivas ve İzmir'deki demir - çelik fabrikalarında işlenir. Yıllık demir üretimimiz tuvönan olarak 4 – 6 milyon ton arasında değişir. Bu üretim ülkemizde giderek artan demir ihtiyacını tam olarak karşılayamamakta bu nedenle bazı yıllar demir ithal edilmektedir.
Dünya'da en çok demir üreten ülkeler Çin, Brezilya, Avustralya ve A.B.D.'dir. Türkiye ise sekizinci sırada yer alır.
Bakır
Yumuşak bir metal olan bakır, işlenmesi kolay bir madendir. Bu nedenle kullanım alanı yaygındır. Elektriği iletmesi nedeniyle elektrik - elektronik sanayisinde, Bunun yanı sıra makine sanayii, mutfak ve süs eşyaları yapımı inşaat, ulaşım, kimya, kuyumculuk ve boya sektörleri gibi alanlarda da kullanılır. En önemli bakır yataklarımız Murgul (Artvin), Küre (Kastamonu), Maden (Elazığ) ve Çayeli (Rize) yörelerindedir. Bu yörelerden elde edilen bakır cevheri Samsun, Murgul ve Maden'deki işletmelerde işlenir. Türkiye’nin görünür bakır rezervi 3,7 milyon ton metal bakır, toplam rezerv miktarı ise 15,8 milyon tondur. Türkiye bakır rezervi bakımından üç önemli bölgeye sahiptir; Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Trakya.

Bugün Türkiye’nin bakır cevheri üretiminin büyük bir çoğunluğu özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. En önemli üretici aynı zamanda blister bakırın tek üreticisi olan Karadeniz Bakır İşletmeleridir. Çayeli Bakır İşletmesi, Etibank Küre Bakırlı Pirit İşletmeleri de bakır üretimi yapan diğer önemli işletmelerdir.

2001 yılı bakır cevherleri ve konsantrelerine ait ihracatımız 34 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, Bulgaristan Japonya, Çin ve Finlandiya en önemli pazarlar olmuştur.
Dünya'da en çok bakır üreten ülkeler Şili, A.B.D. ve Kanada'dır. Türkiye ise yedinci sırada yer alır.

Kromit

Sertlik derecesi yüksek olan ve paslanmaya karşı çok dayanıklı olan krom, bu özelliği nedeniyle paslanmaz çelik sanayinden (mutfak eşyaları, makine parçaları vb.) iş makineleri sanayisine,kaplamacılık ve çelik yapımına kadar birçok alanda kullanılır Metalik cevherler grubunda yer alan krom, özellikle metalurji, kimya, refrakter ve döküm sanayilerinin ana ham maddesidir.
Türkiye'de yaygın olarak çıkarılan madenlerden biride kromdur. Krom yatakları altı ana bölgede toplanmıştır.
· Fethiye, Köyceğiz, Denizli
· Alacakaya (Guleman) (Elazığ)
· Bursa, Eskişehir
· Adana, Kayseri, Mersin
· İskenderun, Kahraman Maraş, İslahiye
· Kopdağı (Doğu Anadolu)
· Adana'nın kuzeyindeki Akdağ yöresinde de yeni krom yatakları bulunmuştur. Akdağ krom yatakları, Dünyanın en zengin yataklarıdır. Türkiye, krom çıkarımında dünyada 3. sıradadır. Dünya kromit madenciliğinde yüzde 6’lık üretim payı ile dikkati çeken ülkemiz 25 milyon tonluk rezerve sahiptir. Türkiye’nin halen 2 000 000 ton/yıl tüvenan krom cevheri ile 160.000 ton/yıl ferrokrom üretim kapasitesi mevcuttur. Üretim ve ihracatta en önemli ürün ferrokromdur.Krom cevheri, dünya sanayiinin vazgeçilmez bir üretim girdisidir. Atmosfer korozyonuna, kimyasal etkilere, asinmaya karsi yüksek direnç göstermesi, çok sert olmasi sebebiyle çelik ve öteki minerallerin korunmasinda kaplama olarak yaygin bir sekilde kullanilir. Silâh sanayiinin, ikamesi olmayan çok önemli bir girdisidir."
Türkiye, dünyanin en büyük kromit ihraç eden ülkesidir. Türk kromitleri, dünya krom pazarlarinda her zaman üst seviye fiyatlarla talep edilen, kaliteli, metalürjik kalite cevherler olarak aranmaktadir.
Ülkemizin, bu cevherden maksimum fayda saglayabilmesi için, kaynaklarin (ferrokrom ve paslanmaz çelik) üretimine yönlendirilmesi, bu sanayinin acilen kurulmasi sarttir. Türkiye'nin, paslanmaz çelik tüketimi 100.000 ton/yil civarindadir. (Yillik 200 milyon- 1 milyar dolarlik ithalat söz konusudur.)
· Türkiye, çıkardığı kromu büyük ölçüde cevher olarak satmaktadır. Bu nedenle çıkarımını dış taleplere bağlı olarak ayarlamaktadır. 2001 yılında krom ihracatımız 24 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. En önemli pazarlar Rusya, Norveç, Ukrayna ve Slovakya olmuştur. Ferrokrom ihraç ettiğimiz en önemli pazarlar ise ABD, Hollanda ve Belçika’dır. yıllık üretimimizin yaklaşık yarısı ihraç edilir. Gerideki miktar ise Elazığ ve Antalya'daki ferro krom fabrikalarında işlenir. Dünya'da en çok krom üreten ülkeler Güney Afrika Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Hindistan ve Filipinler'dir. Türkiye ise beşinci sırada yer alır.


Boksit

Boksit madeninin işlenmesiyle alüminyum madeni elde edilir.boksit çok hafif olduğundan uçak sanayiinde, elektrik - elektronik sanayii, izolasyon malzemelerinin yapımında, konserve ve ambalaj sanayiinde, inşaat sektöründe ve otomotiv sanayiinde kullanılır. Boksit yatakları Seydişehir (Konya), Akseki (Antalya) İslahiye (Gazi Antep) ve Milas (Muğla) civarında bulunur. Buralarda çıkarılan boksit, Seydişehir alüminyum tesislerinde işlenmektedir Alüminyumun hammaddesi olan boksit çok hafif olduğundan uçak sanayiinde, otomobil, ev, elektrik malzemesi yapımında kullanılır.


Bor Madenleri Kaynagi


Tuz bileşiği halinde olan bor mineralleri, hafif ve kimyasal etkilere karşı dayanıklıdır. Çok geniş kullanım alanına sahip olan bor mineralleri ve kimyasallarının kullanıldığı sanayi dalları cam ve seramik sanayi, temizleme ve beyazlatma sanayi, yanmayı önleyici madde yapımı, tarım, metalurji ve nükleer uygulamalardır. Dünya bor mineralleri rezervinin yarıdan fazlası Türkiye'de bulunur. Bu rezervin bulunduğu baslıca maden yataklarımız; Seyitgazi (Eskişehir), Bigadiç ve Susurluk (Balıkesir), Emet (Kütahya) ve Mustafa Kemalpaşa (Bursa) yörelerindedir. Bu yörelerden elde edilen ham boraks tuzları Bandırma (Balıkesir)ve Kirka (Eskişehir) yörelerindeki fabrikalarda islenir. Ülkemizde üretilen bor minerallerinin yüzde 10’u doğrudan mineral olarak kullanılırken, geriye kalan kısmı bor türevlerinin üretimi için kullanılmaktadır.
Son zamanlarda gelisen teknoloji, bor mineralini bütün sanayi dallarinin, vazgeçilmesi mümkün olmayan ve alternatifi de bulunmayan temel girdileri konumuna getirmistir. Petrolün alternatifi bor cevheridir. Fakat borun su anda bir alternatifi yoktur ve olacagi da mümkün görülmüyor. Yeralti kaynaklarimizin basinda bor cevheri gelmektedir. Dünya bor rezervinin % 80'den fazlasina sahip bulunmaktayiz. Rezerv ve kalite yönünden dünyada tekel durumundayiz. Bazi ileri teknoloji ürünlerinin (bilgisayar, cep telefonu v.s.) imalinde, uzay sanayiinde Türk borlari, olmazsa olmaz bir öneme sahiptir. Türk bor kaynaklari, dünyanin asgarî 400 yillik ihtiyacini karsilayacak kapasitededir. Bu bilginin sahibi olan konunun arastirmaci ve uzmanlarina göre, Anadolu'daki bu madenin miktari 10 milyar ton civarindadir. (Bugünkü fiyatlara göre 15-20 trilyon dolar.) Bor; sanayinin her dalinda, su anda 450 çesitten fazla mamül maddenin üretiminde kullanilmaktadir. Dayanikliligi ve sertligi saglamada, ara ürün olarak kullanilmaktadir. Isiya son derece dayaniklidir. Sadece ABD de 600'den fazla proje, bor'un yakit olarak kullanilmasi ile ilgili patent almistir. Bor, Ingiltere, Fransa ve özellikle ABD'de askerî arastirmalarin yogunlastigi bir mineraldir.. Türkiye, bor minerali ihracatında ham maddenin yanısıra asitborik, susuz boraks, boraks pentahidrat, boraks dekahidrat ve sodyum perborat gibi rafine ürünler ihraç etmektedir. Bor tuzlarının Türkiye’deki tek üreticisi ve ihracatçısı Eti Holding A.Ş.’dir. Etibank’ın ham bor üretimi B2O3 bazında 450.000 ton/yıl civarındadır.. Üretimin bir kısmı Kırka ve Bandırma’da kurulu bor türevleri tesislerinde pentahidrat, dekahidrat, borik asit ve sodyum perborata dönüştürülmektedir. 2000 yılı bor ve türevlerine ait üretim incelendiğinde üretimin yüzde 51’inin ham bor yüzde 35’nin ise rafine bora ait olduğu görülmektedir.

Tabii boratlar ihracatımız 2001 yılında bir önceki yıla göre yüzde 16 azalma göstererek 96 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. ABD, İtalya, İspanya, Hollanda, Japonya ve Çin önemli alıcı ülkeler olarak dikkat çekmektedir.
Kükürt
Kimyasal özelliği nedeniyle tarım alanlarının ilaçlanmasında, asfalt yapımında,kimya ve boya snayisinde kullanılır. Ayrıca kauçuğun işlenmesinde ve sülfirik asit üretiminde de kullanılır. En önemli kükürt yatağı olan Keçiborlu (Isparta) yöresindeki isletmeler kapatılmıştır. Kükürt üretimimiz petrol rafinerilerinin artıklardan ve ithalat yoluyla karşılanır. Ülkemizde kükürt yatakları Keçiborlu (Isparta) ve Milas (Muğla) çevresinde bulunmaktadır.
Zımpara taşı

Başkalaşım kayaç türü olan sert bir bileşiktir. Ahşap ve metal yüzeylerinin parlatılmasında kullanılır.Çeşitli kesici, torpüleyici ve silici aletlerin yapımında kullanılan zımpara taşı yönünden ülkemiz çok zengindir. Tire (İzmir), Manisa, Söke (Aydın), Milas,yatağan ve Tavas (Denizli) da çıkarılır.
Barit
Petrol ve gaz sondajlarında baskıyı kontrol etmek ve patlamalar sırasında kuyu duvarlarını sabitleştirmede kullanılır. Ayrıca boya, deri, kumaş ve elektronik eşyalarda (televizyon) da kullanılmaktadır. Alanya ve Gazipaşa (Antalya), Elbistan (Kahramanmaraş), Muş, Konya,eskişehir yörelerinden çıkarılan barit; İzmit, İzmir, Elazığ, Eskişehir ve Antalya'daki barit unu fabrikalarında işlenirTürkiye dünya toplam barit rezervinin yüzde 2,1’ine sahiptir. Bu rezervler dövülmüş, ufalanmış veya ham, iyi kalitede barit içerir. En önemli barit tüketicilerinin yakınında yer alan Türkiye, ihracat için iyi imkanlara sahiptir. 2001 yılında barit ihracatımız mevcut pazarlara artarak devam etmiş, Rusya, Suriye, Yunanistan ve Romanya ilk sıralarda yer almıştır


Tuz


Çeşitli yollarla elde edilen bir doğal kaynaktır Türkiye tuz yatakları bakımından son derece zengindir. Kaya tuzu yatakları üçüncü jeolojik zamanda, kapalı göl havzalarında suların buharlaşması ile oluşmuştur. Son yıllarda tuz üretimimiz üç kat artmıştır. Kayatuzu olarak çıkartıldığı gibi, deniz suyundan ve açık işletme olarak Tuz gölünden de elde edilir.Türkiye’deki tuz üretiminin çoğu, Tuz Gölü ile İzmir Çamaltı tuzlasından sağlanır. Kaya tuzu yatakları, Çankırı, Kars, Iğdır ve Nevşehir çevresinde bulunmaktadır.Çankırı, Erzurum, Kars, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Konya'da işletilmektedir. Kimya sanayii, dericilik, konserve ve salça sanayisine kadar birçok alanda kullanılan tuz, ülkemizde bol miktarda bulunur. Yıllık tuz üretimimiz 1 750 000 ile 2 200 000 ton arasında değişir. Üretilen tuzun yarıdan fazlası göllerden elde edilir.

Civa: Tek sıvı madendir.Zirai ilaçların yapımında, altın çıkarımında, kağıt ve suni gübre üretiminde, boya ve asit sanayinde kullanılır.Dünya üretiminde birinci sırada bulunmaktayız.Çıkarılan yerler: İzmir (Karaburun-Ödemiş), Manisa-Alaşehir ve Konya (Sarayönü)’dür.

ÇinkoÇinko, kullanım açısından demir dışı metaller içerisinde alüminyum ve bakırdan sonra gelen en önemli üç metalden birisidir. En çok galvanizlemede kullanılmakla beraber, pirinç alaşımı ile döküm kalıpları yapımı, çinko oksit yağlı boya ve lastik üretimi kullanıldığı diğer alanlardır.

Türkiye’nin çinko rezervi yaklaşık 2,7 milyon tondur. Türkiye’nin dünya çinko rezervindeki payı yüzde 2,07 olmasına karşın cevher üretimi ancak yüzde 0,28 civarındadır. Oksitli cevher yatakları Orta Toroslarda Zamantı (Kayseri-Niğde-Adana) bölgesinde yer alır. Ayrıca Konya, Malatya, Bingöl ve Bitlis’te küçük rezervler bulunmaktadır.

Türkiye’de yılda yaklaşık 40.000 ton çinko metali üretme kapasitesine sahiptir. Bu üretimin yarısı iç piyasada tüketilmekte, kalanı ise ihraç edilmektedir. İhracat, üretimdeki artışa parelel olarak artış göstermektedir. Ülkemizdeki en önemli çinko üreticisi Çayeli Bakır İşletmeleri’dir.

2001 yılında 18 milyon dolarlık çinko cevheri ve konsantreleri ihraç edilmiştir. İhracatta Yunanistan, Belçika-Lüksemburg, Bulgaristan ve Finlandiya ilk sıralarda yer almaktadır.
Manganez:
Demir,çinko, kobalt gibi çeşitli elementlerle birlikte bulunan manganez cevheri, işlenerek saf
manganez haline dönüştürülür. Sert ve dayanıklı sanayi çeliği yapımında kullanılır. Ray ve karayolu araçları, köprülerin yapımında kullanılır En önemli manganez yataklarımız; Ceyhan (Adana),Denizli, Kastamonu, Balıkesir, Burdur ve Sivas illerindedir..
Fosfat
Kayaçlar halindeki tuz bileşikleri olan fosfat, petrokimya sanayii, gübre sanayii, çimento, cam ve seramik sanayii gibi birçok alanda kullanılır. Türkiye'deki fosfat yatakları sınırlı sayıda olup bunlar Adıyaman, Bingöl ve Bitlis illerindedir. Buralardan elde edilen fosfat Mardin (Mazıdağı) fosfat isletmelerinde islenir Yeterli olmadığı için ithal edilirsuni gübrenin hammaddesidir..Dünyada Fas, Tunus ve Cezayir’de çıkartılır.Ülkemizde Mardin’den (Mazıdağı) çıkartılır.

VolframÇok sert olması nedeniyle özel sanayi çeliği olarak kullanılır. Demiryolu, iş makineleri, uçak ve gemi yapımı yanında, ampüllerde enerjiyi ışığa çevirmede kullanılır. Bursa Uludağ’da çıkarılıp işletilmektedir. Fakat son yıllarda üretimi durmuştur.
Asbest
Amyant olarak ta bilinen asbest,lif halindedir.tıpkı pamuk ya da yün gibi eğrilerek iplik haline getirilebilir,kumaş biçimde dokunabilir,dövülerek keçeleştirilebilir.asbest bezi;fren balatalrında,debriyaj kaplamalarında,ateşe dayanıklı elbise ve iş eldivenleri ile sıcak malzeme taşıyan bantların yapımında kullanılır.14 bin °C sıcaklığa dayanır. Konserojen madde bulundurması nedeniyle, kullanımı sınırlandırılmıştır. Eskişehir, Bursa, Erzincan, Hatay, Kars, Ağrı, Malatya, Sivas, İskenderun, Uşak ve Konya’da çıkarılır.

Antimon

Antimon cevherinin demir tozu ile ısıtılması yoluyla elde edilen antimon, paslanmaz metal sanayii, matbaacılık, ilaç, cam ve seramik sanayii gibi alanlarda kullanılır. Antimon yatakları Balıkesir, Tokat. Kütahya, İzmir. Bilecik ve Niğde illerinde bulunur. Cıva: Doğal ortamda sıvı olarak elde edilen tek metal madendir. Ölçü aletleri yapımında, boya sanayisinde, tarım ilaçları yapımında kullanılabilen cıva, insan sağlığına verdiği zararlar ve çevre kirliliği oluşturması gibi nedenlerden dolayı ülkemizde çoğunluğu Ege Bölgesi'nde yer alan cıva isletmeleri kapanmıştır. Volfram (Tungsten): ısıya ve darbelere karşı dayanıklılığı nedeniyle is makineleri, demir yolu araçları, uzay araçları, uçak ve gemi yapımı gibi alanlarda kullanılır. Bursa (Uludağ)'da yer alan tek volfram isletmemiz zarar etmesi nedeniyle kapatılmıştır.



Lüle taşı: Pipo ve süs eşyası yapımında kullanılır.Dünyada ve Türkiye’de sadece Eskişehir’de çıkarılır.

Nikel: Sanayide demir, bakır, alüminyum ile alaşım yapımında kullanılır.Tuzlu suya dayanıklıdır.Bu nedenle gemi yapımında kullanılır.Ülkemizde Manisa ve Turgutlu’da çıkarılır.
Oltu taşı: Tesbih ve süs taşı olarak kullanılır.Erzurum’un Oltu ilçesinde çıkarılır.



Gümüş: Eti Gümüş AŞ tarafından 1987 yılından beri üretim yapılan gümüş madeni, Kütahya yakınlarında yer alıyor. Bu madende 22 milyon ton civarında ortalama 180 gr/ton gümüş içeren rezerv bulunuyor. Yıllık ortalama gümüş üretimi 90 ton civarında. Granüle olarak üretilen rafine gümüşün tamamı iç pazarda değerlendiriliyor.
ManyezitÖzellikle ısıya dayanıklı refrakter malzeme yapımında kullanılan manyezit, ülkemizin dünya maden sektöründe rekabet edebileceği madenlerden biridir. Dünyadaki önemli rezervlerden birine sahip olan Türkiye’nin manyezit rezervi 168,4 milyon tondur. Bu rezervin büyük bölümü Kütahya-Eskişehir üçgeninde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanısıra Erzincan ve Çanakkale’de de mevcut yataklar bulunmaktadır.

Türkiye’de en önemli manyezit üreticisi Kümaş Kütahya Manyezit İşletmesidir. Çitosan Konya Krom Manyezit Tuğla Sanayi’de diğer önemli üreticilerden biridir.
İhraç ettiğimiz manyezit ürünleri arasında tabii magnezyum karbonat ve ateşe dayanıklı tuğla en büyük paya sahiptir.

2001 yılında manyezit ihracatı yüzde 3’lük artışla 36 milyon dolar olarak gerçekleşirken, Avusturya, Ukrayna, İran ve İspanya en önemli alıcı ülkeler olmuştur.




Feldispat

Feldispat cam sanayii, seramik sanayi, kaynak elektrodları ve boya sanayinde kullanılan önemli bir endüstriyel ham maddedir.

Türkiye 130 milyon tonluk rezervle dünya toplam rezervleri içinde yüzde 10’luk paya sahiptir. Önemli feldispat yatakları Manisa, Demirci, Kütahya-Simav, Aydın-Çine ve Muğla-Milas bölgelerinde yer alır.

Türkiye’de feldispatın büyük bir kısmı özel sektör tarafından üretilmekte ve yüzde 90’ı ihraç edilmektedir. Feldispat ihracatında, ihraç edilen en önemli ürün ham feldispatın dışında öğütülmüş feldispat ve yüzdürülerek arıtılmış feldispattır.
1990 yılından itibaren düzenli bir şekilde artan feldispat ihracatımız 1999 ve 2000 yılındaki artışın aksine 2001 yılında yüzde 30’luk düşüşle 27 milyon dolar olmuştur. Feldispat ihracatı yaptığımız ülkeler arasında İtalya, İspanya ve Endonezya ilk sırada yer almaktadır.


Mermer ve Diğer Doğal Taşlar

Türkiye’nin görünür, muhtemel, mümkün doğal taş rezerv toplamı 5,2 milyar m3-13,9 milyar ton civarındadır. Bu rezervin büyük bir bölümü Afyon, Balıkesir, Muğla, Eskişehir, Denizli, Tokat, Çanakkale, Konya, Bilecik, Kırşehir ve Elazığ illerinde bulunur.

Mermer

Mermer yatakları bakımından zengin olan ülkemiz Dünya’nın önemli mermer üreticilerindendir. Çok çeşitli türde mermer yataklarının bulunduğu ülkemizde bu yatakların çoğunluğu Marmara ve Ege bölgelerindedir. Marmara adasi (Balıkesir), Balıkesir, Bursa, Bilecik, Muğla, Afyon ve Denizli illeri baslıca mermer yataklarının bulunduğu illerimizdir.

Türkiye’de üretilen mermer çeşitleri arasında Afyon Beyazı, Bilecik Pembe, Marmara Beyazı, M.Kemalpasa Beyazı, Karacabey Siyah, Elazığ Vişne, Denizli Traverten ve Trakya Graniti örnek verilebilir.

Ülkemizde mermer üretiminde faaliyet gösteren 20 civarında entegre tesis, orta büyüklükte 40 işletme ve 1500 civarında irili ufaklı atölye yılda 1,2 milyon ton mermer işletmektedir.

Mermer, blok veya kesilmiş-parlatılmış olarak ihraç edilmektedir. İhracat değerlerinde katma değeri en yüksek ürün işlenmiş ürünlere aittir. Sektörün ihracat potansiyeli, yatırımlara paralel olarak hızla gelişmektedir. Özellikle işlenmiş mermer ihracatı sürekli artış içindedir. 2001 yılında toplam doğal taş ihracatımız bir önceki yıla göre değer bakımından yüzde 20 oranında artarak 223 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu değerin 154 milyon doları işlenmiş mermere, 53 milyon doları blok mermer ihracatına, 16 milyon doları ise granit ve diğer sert taşların ihracatına aittir. İşlenmiş mermer ihracatında en önemli pazarlar ABD, İsrail, Türkmenistan, Suudi Arabistan ve İspanya olmuştur.

Ham-plaka ve blok mermer ihracatın en fazla artış gösterdiği ürün grubudur. Bu ürünlerin 2001 yılı ihracatı, yüzde 77’lik artışla 53 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İspanya, İtalya, Çin ve Almanya en önemli pazarlardır.

2001 yılında 16 milyon dolarlık granit ve sert taş ihracatı gerçekleştirilmiştir. Bu ürünlerde en önemli alıcı ülkeler Almanya, İtalya ve Yunanistan olmuştur. Granit, ihracatı yeni gelişmekte olan bir sektör olmakla beraber bu alandaki yatırımların artmasıyla, ihracat değerlerinde de artış beklenmektedir.

Pomza

Türkiye, pomza rezervleri açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Araştırma yapılmış alanlarda yaklaşık 3 milyar m3’lük pomza rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Rezervler İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Mevcut yataklar Orta Anadolu’da özellikle Ürgüp Avanos ve Kayseri’nin Talas-Tamarza-Develi bölgesinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca Doğu Anadolu bölgesinde Bitlis, Van, Ağrı, Kars, Ankara, Isparta ve Muğla illerinde bulunur.

Tekstil sektöründeki eğilimlere bağlı olarak değişim gösteren pomza taşı ihracatımız, tekstil sektöründeki daralmanın etkisiyle düşüş trendine girmiştir. 2001 yılı pomza ihracatımız 5 milyondolar olarak gerçekleşmiştir. İhracat yaptığımız önemli ülkeler Hollanda, ABD Fas ve Tunus’tur.


Bentonit ve Kaolin

Türkiye’de bilinen bentonit yatakları Edirne-Enez, Çankırı, Tokat-Reşadiye, Ankara-Kalecik ve Giresun-Tirebolu’da bulunur. Türkiye’de dövülmüş bentonit üretimi geçen 20 yıl süresince düzenli olarak artmıştır. 2001 yılı bentonit ihracatında, Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya ilk sıralarda yer alan pazarlarımızdır.

Başlıca kaolinit grubu kil minerallerinden oluşan bir kayaç olan kaolin özellikle seramik, kauçuk, çimento ve kozmetik sanayinde genellikle dolgu ve kaplama maddesi olarak kullanılmaktadır.

Türkiye’deki kaolin rezervleri Marmara Bölgesinde Balıkesir ilinde, Nevşehir, Bolu Niğde, Çanakkale, Eskişehir ve Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alır.

2001 yılı kaolin ihracatı 5 milyon dolar olarak gerçekleşirken, İspanya, Tunus ve Birleşik Arap Emirlikleri önemli pazarlarımız olmuştur.

Selestit (Stronsiyum Sülfat)

Türkiye’nin bilinen ekonomik yatakları Sivas’ın Akkaya köyündedir. Görünür rezerv 600.000 ton ve toplam potansiyel rezerv 2 milyon tonun üzerindedir.

Türkiye selestit ihracatı, dünya selestit ihracatının büyük bir bölümünü oluşturur.
Türkiye’de ki en önemli üretici firma Barit Maden A.Ş.’dir ve üretimin tamamını ihraç etmektedir.

2001 yılında selestit ihracatımız bir önceki yıla göre büyük bir artış gösterek 4 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. G. Kore, Almanya, Japonya ve Hindistan alıcı ülkeler olmuştur.

Perlit

Dünyadaki perlit rezervlerinin yarısından çoğu Türkiye’de bulunur. En önemli perilt yatakları; Cumaovası, Manisa, Biga, Soma, İzmir-Dikili, Konya ve Erzincan- Mollaköy’de bulunmaktadır.

2001 yılında 3 milyon dolar olarak gerçekleşen perlit ihracatında Belçika-Lüksemburg, Hindistan ve Fransa ilk sıralarda yer almaktadır.


Altin Varligimiz


Türkiye, günümüzde isletilebilir önemli miktarda altin rezervine sahip oldugu halde, bunlardan yararlanamayan dünyadaki tek ülkedir. Oysa bilinen sahalarin isletmeye alinmasiyla Türkiye, Avrupa'nin en fazla altin üreten ülkesi olma potansiyeline sahiptir. Söz konusu potansiyel, devreye sokuldugunda ortalama 160 ton/yil altin ithalatimizin tamami, yurt içindeki üretimle karsilanabilir hale gelecektir. Türkiye, altin potansiyelinin tahmini amaciyla yapilan arastirma sonucuna göre 6500 ton ve üstü rakamlara ulasabilecegi hesaplanmistir. 6500 tonluk rezervin (300 dolar/ONS) fiyatiyla degeri, yaklasik 70 milyar dolardir. Ülke ekonomisinde yaratacagi katma deger ise bunun 5-6 katina kadar çikabilir."
Süs ve ziynet eşyası yapımında kullanılan altın, eskiden para olarak kullanılmaktaydı. Çıkarılan yerler: Antakya, Niğde, Balıkesir, Kütahya, Bursa, İzmir ve çevresidir.Dünyada ise Yeni Gine’de çıkartılır.


RADYOAKTİF MİNERALLER


Birçok mineralin kimyasal bileşiminde yer alan Toryum ve Uranyum, yer kabuğunun doğal radyoaktif 2 elementidir. Uranyum'un nükleer parçalanmasını kontrollü bir şekilde kullanan insan, Uranyum'dan büyük miktarda enerji elde eder. Radyoaktif mineraller, nükleer santrallerde enerji üretmek için çok aranan minerallerdir. Dünyadaki Uranyum üretimi yaklaşık olarak yılda 50.000 ton civarındadır. 10cm çaplı(yaklaşık 1kg) bir Pehblend (Uraninit) minerali nükleer santralde kullanıldığında elde edilen enerji 12 ton kömürden elde edilen enerjiye eşittir.

Toryum Varligimiz:
Bu maden, roket ve uçaklarin imalinde, seramik ve elektrik aletleri yapiminda, aydinlatmada kullanilmaktadir. Çok önemli kullanildigi alan ise nükleer enerji sanayiidir. Nötron absorbsiyonu ile (uranyum-223'e) dönüstürülerek nükleer enerji kaynagi olarak kullanilmaktadir. Dünya toryum rezervinin büyük (1/2) bir bölümüne sahip olmamiza ragmen, uzun yillardan beri bir türlü nükleer santraller insa edemedik. Çünkü; birileri, "nükleer santralleri içine sindirememektedir." Disaridan pahali enerji ithali, sanayiye en pahali enerji satmayi, halkin fakirlesmesini içlerine çok güzel sindirmektedirler. Enerji açiginin kapatilmasi için acilen bu santrallerin de devreye girmesi, millî bir borçtur.


TÜRKİYE'NİN URANYUM REZERVİ-

Bugüne kadar bulunan rezevlerin Türkiye'nin gerçek uranyum
rezervlerini yansıtmadığı görüşü egemen bulunuyor. Özellikle Güney
Marmara ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yapılacak yeni aramalarla
uranyum yatakları bulunması olasılığı bulunduğu belirtiliyor.
Türkiye'nin uranyum rezervi şöyle:

TENÖR REZERV
Saha (Yüzde) (Ton)
---- ------- ------
Salihli Köprübaşı 0.05 2 852
Eşme-Fakih 0.05 490
Söke-Küçükçavdar 0.04 208
Söke-Demirtepe 0.08 1 729
Yozgat-Sorgun 0.1 3 850
TOPLAM 0.23 9 129
Dünyadaki en zengin yataklar, toplam rezervlerin %20'sini barındıran Avustralya'dadır.
TAŞ KÖMÜRÜ (Maden kömürü)
Kömür; bitkisel kökenli organik maddeler ve inorganik bileşenlerden oluşan tortul bir "kayaç"tır. Bataklıklarda bitki ve ağaç kalıntılarının üst üste yığışarak çökelmesi ve milyonlarca yıllık bir süreç içerisinde kimyasal ve fiziksel etkilerle değişime uğraması sonucu oluşur. Birinci jeolojik zamanda oluşmuş organik tortul kayaçlardandır. Ülkemiz ise, genelde üçüncü zamanda karalaştığından dolayı, taşkömürü yatakları bakımından fazla zengin sayılmaz..Yurdumuzda tüketilen enerji kaynakları arasında taş kömürünün önemli bir yeri vardır. Ayrıca demir-çelik ve kimya sanayiilerinin önemli ham maddesidir. Başlıca taş kömürü yataklarımız; Zonguldak ve çevresindedir. Burası Türkiye'nin tek maden kömürü havzasıdır. Bir milyon tonu aşan rezervi vardır.

LİNYİT

Türkiye genelde üçüncü jeolojik devirde oluştuğundan linyit en zengin enerji kaynaklarımızdan biridir. Bütün bölgelerde linyit rezervi bulunmaktadır. Türkiye’nin en zengin ve kaliteli linyitleri Ege Bölgesi’ndedir. Taşkömürüne göre kalorisi daha azdır. Ancak yaygın olduğundan enerji ihtiyacımızın en önemli kısmını karşılamaktadır.
Linyit yatakları Afşin, Elbistan (K. Maraş), Tavşanlı, Seyitömer (Kütahya), Soma (Manisa), Yatağan (Muğla), Ankara ( Nallı-han), Saray (Tekirdağ), Aşkale (Erzurum), Çorum ( Dodurga),Sivas (Kangal), Adana, Aydın, Amasya ve Yozgat çevresinde bulunmaktadır.
Linyitten elektrik enerjisi elde eden termik santrallerimiz, Soma, Tunçbilek, Seyitömer, Afşin - Elbistan, Yatağan ve Orhaneli termik santralleridir.


PETROL


PETROL hayatın her alanında. Hiçbir enerji kaynağı şimdiye kadar insanoğlunun yaşamına petrol kadar dâhil olmamıştır. Petrolü ya hammadde ya da doğrudan enerji kaynağı olarak kullanmaktayız. Polyesterden plastiğe, ilaç hammaddesinden makyaj malzemelerine, tarımdan bilgisayar çipine varıncaya kadar günlük hayatta kullandığımız hemen her şeyin üretiminde petrol hammadde olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında ham petrolün rafinerilerde işlenmesinden elde edilen petrol ürünleri de yakılmak suretiyle ısı ya da güç elde etmede kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkeler ve uluslararası organizasyonlar daha bundan bir kaç yıl öncesine kadar petrolün ekonomideki öneminin artık azaldığını ve eskiden olduğu gibi petrol arzındaki şokların ekonomiyi fazla etkilemeyeceğini iddia ediyorlardı. Oysa petrole olan talep gittikçe artıyor. Önümüzdeki yıllarda talep artışının en çok gelişmekte olan ülkelerde olacağı tahmin edilse de, gelişmiş ülkelerin petrol bağımlılığında bir azalma beklenmiyor.

Arzı kısıtlı olsa da petrole olan talep artmaya devam ediyor: Halen dünyamızda 12 günde bir 1 milyar varil petrol tüketiyoruz. Bugün en iyi şartlarda tükettiğimiz her iki varil başına ancak bir varil petrol keşfediyoruz ve ucuz petrol devri açıkça sona erme yolunda. Bilindiği gibi petrol yenilenemeyen bir kaynak. Önemli olan petrolün ne zaman biteceği değil, dünyadaki petrolün yarısını ne zaman tüketmiş olacağımız. Çünkü o noktadan sonra, arz talebi karşılamayacak, ucuz ve kolay petrol devri kapanacak. Bugün yüksek gibi görünen petrol fiyatları ise tarihe petrolün ucuz olduğu dönem olarak yer alacak.

Petrolün alternatifi halen mevcut değildir. Bu aşamada ancak, kısmi bir ikameden söz etmek mümkündür. Bu ikameyi sağlayabilecek kaynakların kesintiye uğramadan, kolay, ucuz ve yedek desteğe ihtiyaç duymadan insanoğlunun enerji ihtiyacını tamamen karşılaması ihtimali ise çok azdır. Alternatif enerji kaynakları ve teknoloji, ısıtmada ve elektrik enerji üretiminde petrolün yerinin kısmen doldurulmasına imkân sağlasa da ulaşım sektöründe küresel çapta bir ikame yakın gelecekte gözükmemektedir.

2000 yılından itibaren dünyanın en çok ticareti yapılan jeo-stratejik ve politik bir ürün olan petrolün piyasası, bilinmeyen bir yöne sapmış durumda. Piyasanın yönünü belirlemede arz ve talepten başka doların konumu ve değeri, kıymetli metallerin değeri, türev piyasaları ve faiz oranları gibi diğer etmenler ilerde şüphesiz daha belirgin rol oynayacak. 2009 yılına kadar normal şartlarda petrol fiyatlarında sürekli artış yaşanmayacak. Fakat o tarihten sonra devreye girecek yeni büyük üretim sahalarının olmaması ve o zamana kadar bulunacak olanların da 2014'ten önce üretime başlamasının zor olacağı kabul edilirse, muhtemelen 2015'te arzın talebi karşılamaya yetmemeye başlayacağı tahmin ediliyor.

Petrol ithalatına bağımlı ve toplam enerji tüketiminin çoğunu petrolün oluşturduğu gelişmekte olan ülkeler en ağır darbeyi alacak. Petrol ekonomisinin geleceğinin tehlikede olduğu ihtimalinin göz ardı edilmesi, gerek ülke ekonomileri gerekse dünya ekonomisi ve hatta insanoğlu için çok ciddi sonuçlara yol açacak. B-Planına sahip olmayan ülkelerin geleceği karanlık. Ayrıca petrole bağımlı ülkeler ihtiyaçlarını gidermek için petrol zengini ülkelere her türlü baskıyı sürdürecek. Suudi Arabistan, Sudan, Venezuela ve İran bu bağlamda risk altında.

Sonuç olarak; enerji politikamızda önemli revizyonlar gereklidir.Petrol bağımlılığımızı ikame edecek teknolojik ve jeo-stratejik yatırımlara önem verilmelidir. Bu bağlamda ülkemizin geleceği ile birebir alakalı olan ve hayati önem taşıyan bio-teknoloji yatırımları ve teşvikleri arttırılmalı bu konuda stratejik bir plan yapılarak acilen devreye sokulmalıdır. Sanayi devrimini kaçıran, bilişim devrimini ise tam manası ile kavramayan bir ülkede biyo-teknoloji devrimini kaçırmamak; ulusal ve uluslar arası platformda söz sahibi olabilmek ve geleceğimizi nasıl etkileyeceğini tartışmamız ile birlikte yeni çözümler üretmemiz gerekir.
Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olan petrol, aynı zamanda kimya sanayiinin de ham maddesidir. Yurdumuzdaki petrol yatakları fazla zengin değildir. Mevcut petrol yataklarımız daha çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Batman, Siirt ve Diyarbakır'dadır. Adıyaman, Şanlı Urfa ve Mardin'de de petrol yatakları vardır. Üretilen petrol, ihtiyacımızın çok az bir kısmını (1/7) karşılamaktadır. Geri kalan kısmını dışardan karşılamaktayız.

Yurdumuzda ham petrolün arıtılması için rafineriler kurulmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde üretilen ham petrolün bir kısmı Batman Rafinerisine, bir kısmı da Batman-İskenderun boru hattı ile Dörtyol'a gönderilmektedir. Buradan da tankerlerle Ataş, İzmir ve İzmit rafinerilerine taşınmaktadır. İskenderun Körfezi ile Kırıkkale arasındaki petrol boru hattı ile de Kırıkkale Rafinerisine ham petrol aktarılmaktadır. Ayrıca Türkiye-Irak boru hattı ile Irak petrollerinin bir kısmı Yumurtalık Limanı'na taşınmaktadır. Bu taşımacılıktan Ülkemiz önemli bir gelir sağlamaktadır. Azerbaycan petrolünün de yapılacak boru hattı ile İskenderun Körfezi'ne getirilmesi planlanmaktadır. Yurdumuzda petrol aramalarına hızla devam edilmektedir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !